Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Başyazı / Meralar kalkınmaya engel midir?

Meralar kalkınmaya engel midir?

Hollanda su üzerinde yüzen çiftlikler kuruyor. Böylece Hollanda denince ilk akla gelen görüntülere yel değirmenleri ve meralarda otlayan ineklerden sonra kanal ve nehirler üzerinde yüzen çiftlikler de eklenecek. Dünyanın ilk yüzen süt çiftliğinin yapımına, ülkenin ikinci büyük kenti Rotterdam’da başlanacak.

BBC Türkçe’nin haberine göre, proje kapsamında iki ayrı yüzen çiftlik inşa edilecek. Çiftliklerden birinde 40 inek süt, diğerinde 6 bin tavuk yumurta üretecek. 2 milyon avroya mal olması beklenen yüzen çiftlikler, Rotterdam’ın ardından Den Bosch kentinde de kurulacak.

Hollanda yüzer çiftliklerin inşasını konuşurken aynı günlerde Türkiye’nin gündeminde meraları ve zeytinlikleri sanayiye açacak yasa tasarısı vardı. Zeytinlikleri ve meraları -dolayısıyla tarımı ve hayvancılığı- ikincil önemde gören bu tasarıyı Başbakan Binali Yıldırım, “Türkiye’nin geleceği açısından zeytin mi daha önemli yoksa yapılacak tesis mi daha önemli? Meseleyi doğru açıdan görmek lazım.” sözleriyle savundu.

Oysa iki yıl önce Ankara’da düzenlenen Çölleşme ile Mücadele Konferansı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,”Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikin diye buyuran İslam Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.) ümmetiyle birlikte tüm insanlığa son derece önemli bir miras bıraktı” demişti.

Başbakan Yıldırım’ın ülkeyi zeytinlik ile sanayi tesisi arasında bir tercihe zorlamasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağduyulu yaklaşımı ile Üretim Reform Paketi olarak adlandırılan ‘Sanayinin Geliştirilmesi Kanun Tasarısı’ndan zeytinlikler ve meralar çıkarıldı.

Bu kararda kamuoyunun duyarlılığı, medyanın konuyu gündemde tutması ve muhalefet partilerinin Meclis’teki dirençleri etkili oldu.

Şimdilik meralarımız, zeytinliklerimiz ve kıyılarımız rahat bir nefes aldı.

Her fırsatta meralara kıyılmak isteniyor. Bilgisizlik ve bilinçsizlikten dolayı kimse meraların hayatımızda neye karşılık geldiğini yeterince kavrayamıyor. Tarımı, hayvancılığı, köylüyü, çiftçiyi hor gören bir anlayış zihinleri teslim almış. İşte bu nedenle ağaç, bitki, hayvan, mera ve ot önemsiz görülüyor.

Kültürümüzde “ot” ve “inek” kelimeleri hakaret ve aşağılama amacıyla kullanılıyor, çobana kimse kız vermiyor, çiftliklerde çalışacak işçi bulunmuyor, herkes köyden kente kaçıyor. Başbakan Yıldırım’ın “Zeytin mi daha önemli, tesis mi?” sorusu da ağacı, otu, tarımı ve hayvancılığı daha az önemli gören bir zihniyetin dışa vurumu…

Meralar neden önemlidir?

Meraların önemini ve hayatımızda neye karşılık geldiğini iyi anlamamız lazım. Hayvancılıkta ihtiyaç duyulan kaba yem üç ana kaynaktan sağlanıyor. Bunlar; yem bitkileri, bitkisel üretim artıkları (küspe) ve çayırlar-meralardır.
Ülkemizde büyükbaş hayvanların ihtiyacı olan kaba yem miktarı 70 milyon tondur. Bunun 26,9 milyon tonu yem bitkilerinden (19,5 milyon tonu silajlık mısırdan, 7,4 milyon tonu diğer yem bitkilerinden), 30 milyon tonu bitkisel üretim artıklarından ve geriye kalan 14,6 milyon tonu da çayır ve meralardan karşılanıyor.

Bitkisel üretim artıklarından sağlanan kaba yem hayvanların sadece yaşamını sürdürmeye yardımcı oluyor. Kaliteli kaba yem ihtiyacı ancak çayır-mera alanlarından ve yem bitkilerinden karşılanabilir. Kaliteli kaba yem kaynaklarının başında meralar geliyor.

Özellikle kırımızı et üretimindeki açığın temel nedeni hayvancılıkta meralardan yeterince yararlanılmamasıdır. Meralara gereken önem verilirse et ve süt üretiminde miktar ve kalite artışı sağlanabilir.
Başta et olmak üzere hayvansal ürünlerdeki açığımızı kapatmak istiyorsak meralarımızın hayvancılık dışındaki faaliyetler için kullanılmaması gerekiyor.

Bu vesile ile meraların işlevi ve önemini burada özetlemekte yarar var.

Meralar;

  • Hayvanlar için ucuz kaba yem kaynağıdırlar.
  • Vitamin ve mineral açısından zengindirler.
  • Hayvanların verimini ve hayvansal ürünlerin kalitesini artırırlar.
  • Hayvanların üreme gücünü artırırlar.
  • Hayvanların mide mikro florası için gerekli besin maddelerini içerirler.
  • Meralarda otlayan hayvanlar, ahırda beslenen hayvanlara göre daha sağlıklı, elde edilen hayvansal ürünler ise daha lezzetli olur.
  • Toprak verimliliğini artırırlar.
  • Toprakları erozyona karşı korurlar.
  • Tuzlu ve alkali toprakları ıslah ederler.
  • Yer altı su kaynaklarını zenginleştirirler.
  • Havayı temizler, havanın oksijen oranını artırırlar.
  • Yabani hayvanların (fauna) barınma ve beslenmelerini sağlarlar.
  • Bitki gen kaynaklarının (flora) korunmasını ve devamlılığını sağlarlar.
  • Yonca, korunga ve üçgül gibi bazı baklagil yem bitkileri, arılar için nektar (bal özü) ve polen kaynağıdır.
  • Bazı baklagil tohumları ve meyveleri (bakla, acı bakla vb.) insanlar tarafından çeşitli amaçlarla gıda olarak da kullanılabilmektedir.
  • İnsanlar için yeşil alan ve piknik alanlarıdır.

Sözün özü et ve süt için ota, ot için de meraya ihtiyacımız var. Anlayacağınız meralar hayvancılık faaliyetleri dışında kullanılırsa kalkınmamız hayal olur.

Meralar için tehlike atlatıldı mı?

İki yıl önce Mera Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle meralar kentsel dönüşüm alanı ilan edilerek imara açılmıştı. Meralar artık 20 yıllık ‘ot bedelini’ ödeyen firmalara kentsel dönüşüm projeleri için tahsis ediliyor. Şimdi ise meralar sanayi yatırımlarına açılmak isteniyordu. Önümüzdeki günlerde meralar sanayi tesislerinin yanısıra maden ocakları ve turizm yatırımları için yeniden hedef olacağa benziyor.

Meralar ve zeytinlikler yasa tasarısından çıkarılsa da bunun zaman kazanmak için taktik olma ihtimali çok yüksek. Geri çekilmiş gibi yapılan düzenlemeler kamuoyu başka bir gündemle meşgulken ya da konu güncelliğini kaybedince ansızın hayata geçirilebilir.

Çiğ süt ile ilgili düzenlemede aynısı olmadı mı? Kamuoyu tepki gösterince “Çiğ Sütün Arzına Dair Tebliğ” referandum sonrasına ertelenmişti. Küçük aile işletmelerinin tüketiciye süt satışını yasaklayan Tebliğ referandumun hemen ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmedi mi?

Süt ottan, peynir sütten

Siyasetçilerin geleceğimizle ilgili kararlarında ota, ineğe ve süte gereken değeri vermediği açık. Geleceğimize sahip çıkmak için peynirin sütten, sütün ottan, otun ise meradan geldiğini anlamalıyız ve anlatmalıyız.
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre ülkedeki yetişkinlerin yüzde 7’si çikolatalı sütün kahverengi ineklerden geldiğini düşünüyormuş. ABD Mandıracılık İnovasyon Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, matematiksel olarak bu yüzdenin 16,4 milyon kişiye karşılık geldiği belirtildi.

Tarımla ilgili yapılan benzer araştırmalarda da, ABD’lilerin tarım konusunda temel bilgilerden yoksun olduğu gözler önüne serilmişti. Geçtiğimiz yıllarda Tarım Bakanlığı’nın yaptığı bir araştırmada ABD’deki her 5 yetişkinden 1’inin hamburgerin etten yapıldığını bilmediğini ortaya koymuştu.

Kaliforniya’da bir okulda okuyan dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf öğrencileri arasında yapılan ankette de öğrencilerin yarısından fazlasının turşunun salatalıktan yapıldığının ve soğanın bitki olduğunun farkında olmadığını ortaya koymuştu. Bu ankette peynirin sütten yapıldığını bilmeyenlerin oranı ise yüzde 30’dan fazla çıkmıştı.

Bu araştırmalar acaba ülkemizde yapılsa nasıl sonuçlar elde edilirdi?

>> İbrahim Gümüş

Gazeteci-Yazar, Süt Dünyası Dergisi Genel Yayın Yönetmeni. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Gazetecilik eğitimi aldı. Ulusal gazete ve TV'lerde muhabir, editör ve yönetici olarak çalıştı. Kurumlara ve markalara iletişim danışmanlığı yaptı. Halen Creavizyon İletişim Danışmanlığı ve Süt Dünyası Dergisinde yönetici olarak görev yapıyor.

Bu haber ilgilinizi çekebilir

Tüketici açık sütü neden tercih ediyor?

İbrahim Gümüş yazdı… Tüketicinin endüstriyel (işlenmiş) gıdalara karşı güvensizliği gittikçe artıyor. Güvensizliğin en çok yaşandığı …

Bir yorum

  1. Fatih DOMAN

    İbrahim Bey,
    Bu yazıda belirtilen, meralar ile ilgili olarak, “Havayı temizler, havanın oksijen oranını artırırlar.” ifadesi yanlıştır. Havadaki oksijen oranı % 20,95(+-0,05)’tir. Bu oran dünyanın her yerinde aynıdır. Havanın kalitesi oksijen oranı ile değil havada bulunan oksijen ve azot dışındaki gazların miktarına ve toz benzeri katı maddelerin varlığına göre belirlenir. Bu maddelerin havadaki havadaki oranı milyonda bir (ppm) seviyelerindedir.
    Yukarıda belirtmiş olduğum nedenlerden dolayı alıntı yaptığım ifadenin “Havayı temizler, havanın kalitesini artırır.” olarak değiştirilmesi bilimsel olarak daha doğru olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir