Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Hayvancılık / Süt sektöründe tekelleşmeden çıkış yolları

Süt sektöründe tekelleşmeden çıkış yolları

Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de inek sütlerini, genel olarak aracılar ve/ya da süt tanklarına sahip küçük kooperatifler toplayarak bu sütleri sanayicilere pazarlamaktadırlar. Kimi yerlerde süt sanayicileri aynı zamanda süt yemi üreticisidirler, “Yemlerimi kullanırsanız sütünüzü alırız” diye de şart koşarlar. Sanayiciler de sütleri işleyerek giderek tekelleşen gıda sektörü ve organize gıda perakendecilerine satarlar.
Bu durumdan küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri, bir başka deyişle üreticiler, küçük ve orta ölçekli gıda firmaları ve de tüketiciler zararlı çıkarlar, buna koşut olarak çevre sağlığı, gıda güvenirliliği ile küresel ısınma gibi sorunlar ortaya çıkar, beslenme açısından da tek tip insan oluşturma ve farklı kültürlerin yok edilmesi de gündeme gelir.
Gıda sektöründe olduğu üzere, dünya çapında gıdada 5-6 büyük mağaza zincirinin piyasalara egemen olduğu görülüyor. Bunlar; ABD’li Walmart ve Kroger, FransızCarrefour, Hollandalı Ahold, Alman Metro ve BritanyalıTesco olarak sıralanabilir.
Türkiye’de de organize gıda perakendeciliği, çok uluslu hipermarketlere sağlanan olanaklarla tekelleşmiş ve yabancılaşmış bulunuyor. Bugün gıda perakendeciliğinin büyük ölçüde Carrefour, Migros, Metro ve Tesco gibi yerli ve yabancı tekellerin denetimine girmiş olduğu gözlemleniyor.
 
Gıda Perakendeciliğinde Türkiye’de Neler Oluyor?
• Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de küçük ve orta ölçekli gıda perakendecileri yok olma sürecini yaşıyor. Sektörde bakkal sayısı hızla azalıyor, küçük esnaf siftahsız dükkan kapatıyor.
• Tekelleşen ve yabancılaşan şirketler karşısında büyük üretici firmalar bile, pazarlık ve yaptırım gücünü giderek yitiriyor. Üretici firmalar, mallarını pazarlamak için birçok bedeli, organize gıda perakendeciliği yapan tekellere ödemek zorunda. Bunlar arasında; raf bedeli, bedava ürün, gondol bedeli, Türkiye’de açılan mağaza bedeli, ürün çeşidinin azaltılması, ürün bedelinin önceden belirlenmemesi, borç faturası, özel markalı ürün bedeli gibi bedeller sayılabilir. Bu ağır şartlar nedeniyle bırakınız küçük üreticileri, büyük üreticiler bile zor durumda.
• Organize gıda perakendecisi firmalar, gerek üretim yaptırdıkları, gerekse satın almalardaki ticari ilişkilerde ödemeleri geciktiriyorlar. Ödeme süresi 120–150 gün arasında değişiyor. Oysa bu süre, Batı ülkelerinde 30–60 günle sınırlı.
• Üretici firmalara ya da tedarikçi firmalara ödetilen bedeller ise, son tahlilde tarım üreticilerine, bir başka deyişle çiftçilere yansıtılıyor. Çiftçiler, ürünlerini daha ucuza elden çıkarmak zorunda kalıyorlar.
• Perakende sektörünün yabancılaşması, giderek Türkiye üretim sektörünü de olumsuz etkilemeye başladı. Bugün neredeyse yabancı tekellerin egemenliğindeki marketlerde pazarlanan ürünlerin yarısı dışarıdan gelmekte. Bu durumüretimi aşağıya çekiyor ve işsizliği körüklüyor.
• Yabancılaşan perakende sektöründe, gıdaların güvenirliliği ve yarayışlılığı tartışmaya açık. Raf ömrünün uzatılması ve bozulmaması amacıyla gıdalarda katkı maddeleri kullanılıyor. Bu durum, gıdaların güvenirliğini ve yarayışlılığını olumsuz etkiliyor.
• Perakende sektörü tüketicilerin bilgi edinme hakkı konusundaki talepleriyle ilgili geri bildirimlerde yeterince hızlı değil.
• Organize gıda perakendeciliği, tüketicileri aşırı ve gereksiz tüketime de yönlendiriyor. Bu amaçla çeşitli düzenlemeler yapılıyor. Raf düzenlemeleri, fiyat indirimleri, taksitle gıda satışları gibi.
Sonuç olarak, gıda piyasasında varolan politikalardan zincirin başında ve sonunda olan üretici ve tüketiciler en zararlı çıkan kesimler oluyor.
Tekelleşmenin ve yabancılaşmanın yarattığı sömürüden kooperatifleşme ile çıkılır 
 
Nedeni şu: Kooperatif sektöründe elde edilen artı değer üreticide kalır, üstelik kooperatiflerde ortaklık payı ne olursa olsun her üyenin bir oyu vardır, bir başka deyişle kooperatifler demokratik bir yapıya sahiptirler. Buna karşılık şirket yönetiminde bireyler ya da gruplar sahip oldukları sermaye payına göre egemenlik kurarlar.
Sütte de, diğer gıdalarda olduğu üzere tüketicinin ödediği paranın çok az bir kısmı üreticiye giderken fiyatların belirlenmesi gıda tekellerinin denetimine giriyor. Örneğin üreticiden ortalama 1 liradan satın alınan süt, markette pastörize süt olarak pazarlanırken fiyatı 3,5 liranın üstünde.
Bu bağlamda tarımda üretici ile tüketici çıkarları açısında en doğru bağın kooperatifler ile kurulabileceği söylenebilir. Küçük çiftçiyi olduğu kadar orta ölçekli çiftçiyi mağdur etmeyecek, kendine yeterli, sürdürülebilir bir tarımsal büyümeyi sağlayacak tek yol kooperatifçiliği geliştirmekten geçiyor.
Gıda Üreten Tarımsal Amaçlı Kooperatifler İle Tüketiciler Arasındaki Bağ Seçenekleri: 
Kooperatif Birim Satış Yerleri
Tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürettikleri ürünler, kendi birim satış yerlerinde pazarlanabilir. Bu bağlamda,Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde, süt ve ürünlerinin pazarlanmasında da kooperatifler birim satış yerleri kurmuş bulunmaktadır. Ancak bunlar henüz emeklemeaşamasındadır.
 
1. Tüketici bağlantılı Kooperatif üretimi
Kooperatifler doğrudan tüketici gruplarıyla kurmuşoldukları ağlarla -bu bağ internet bağlantılı da olabilir- pazarlayabilirler. Türkiye’de bunun küçük de olsa örneklerivardır.
 
2. Tüketim kooperatifleri bağlantılı Kooperatif üretimi
Kentlerde örgütlenmiş tüketim kooperatifleri, gıda üreten kooperatiflerle bağlantı kurarak gıdaları aracısız pazarlayabilirler
 
3. Belediye bağlantılı Kooperatif üretimi
Belediyeler sosyal amaçlı çalışmaları kapsamında yoksul
katmanlara erzak dağıtarak yiyecek desteğinde bulunmak amacıyla kooperatif ürünlerini talep edebilirler. Örneğin İzmir ilinde ‘Okul Sütü’ ve ‘Süt Kuzusu’ projesi gibi bunun güzel örnekleri vardır.
Belediyeler, geçmişte olduğu üzere, örneğin tanzim satış yerleri gibi, doğrudan ağırlıklı olarak gıda ürünlerini pazarlayan satış birimleri kurabilir ve ürünleri gıda üreten kooperatiflerden alabilir.
 
4. Devlet bağlantılı Kooperatif üretimi 
Devlet ve bu bağlamda Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda uyguladıkları süt desteğini kooperatiflerden alabilir ve/ya da kurduğu satış birimlerinde bunları doğrudan tüketicilere ulaştırabilir. Örneğin Et ve Süt Kurumu aracılığıyla bu işlevi yerine getirebilir. Böylelikle aynı zamanda gıda ürünlerinde fiyatları tüketici ve üretici lehine denetleme olanağı ortaya çıkar.
 
5. Öğrenci bağlantılı Kooperatif üretimi
Kooperatifler, gıda ürünlerini hızla tüketicilere ulaştırabilmek amacıyla öğrencilerden oluşan bir ağ oluşturabilir. Örneğin pastörize süt dağıtımı bu şekilde gerçekleştirilebilir. Bu ağ, aynı zamanda öğrencilere maddi destek de sağlanmış olur.
 
6. Semt pazarları bağlantılı Kooperatif üretimi
Semt pazarlarında gıda üreten kooperatiflere belediyeler tarafından yer sağlanabilir. Bu şekilde de kooperatifler doğrudan tüketicilere ulaşabilirler.
Yazıyı bitirirken kooperatifleşmenin düzeyi konusunda Avrupa Birliği ve dünya genelinden de bilgi verelim. Avrupa Birliği tarım politika ve stratejilerinde kooperatiflerin başat ağırlığı var. Avrupa’da tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 70’ini kooperatifler yönlendiriyor(*). Dünyanın en büyük 300 kooperatifi 1,6 trilyon dolar gelir sağlıyor. Kooperatifler dünya genelinde 100 milyon kişinin de ekmek kapısı.
 
(*) Kooperatifleşmede Türkiye’ye göre çok daha ileride olan Avrupa çiftçileri bile gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğindeki tekelleşmeden zarar görüyor. Ancak orada çiftçilerin örgütlenmesi ve demokratik hak arama mücadelesi de ileri boyutlarda. Örneğin 4 Eylül 2015 tarihli gazetelerde “Fransa’da çiftçilerin düşük fiyat isyanı” başlıklı haber şöyle: “Fransa’nın en büyük tarım sendikası FNSEA tarafından düzenlenen eyleme katılan çiftçiler, tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesi ve yüksek vergi oranlarını protesto etmek amacıyla, 1500 traktörle başkent Paris sokaklarını istila ettiler. Çiftçilerin bazıları, süper marketler, dağıtımcılar ve dış rekabet yüzünden iflasın eşiğine geldiklerini belirttiler. Yaz boyunca bir dizi eylem yapan süt ve hayvancılık sektöründeki üreticiler, başkentte bir süre trafiğin aksamasına da neden oldular.”

>> Mustafa Kaymakçı

Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fak. E. Öğretim Üyesi, İzmir İli Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu Sözcüsü. Koyun ve keçi yetiştiriciliği ile üreme konularında çok sayıda araştırması ve makalesi var. Suni Tohumlama, Koyunlarda Döl Verimi, Zootekni Uygulamaları, Üreme Biyolojisi, Koyun / Keçi / Süt Keçisi Yetiştiriciliği konularında kitapları bulunuyor.

Bu haber ilgilinizi çekebilir

Uzun ince bir yoldayız

Doç. Dr. Ramazan Gökçe yazdı… Büyük ozan Veysel Şatıroğlu hepimizin bildiği türküsünde; “Uzun ince bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir