Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Hayvancılık / Gerçek kurbanlar kimler?

Gerçek kurbanlar kimler?

Kırmızı et fiyatları durmadan tırmanıyor. Üstelik Kurban Bayramı da geliyor. Şimdiden kurbanlık koç fiyatlarının geçen yılın fiyatlarına göre neredeyse yüzde 100 daha pahalı olacağı söyleniyor. İşin en önemli yanı burada başlıyor. Türkçe sözlükte kurbanın birçok karşılığı var. Dinin bir buyruğunu ya da bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan; bir kazada ya da felakette ölen kimse. Müslümanlarda kurban bayramı; kimi bölgelerde seslenme sözü ve bir ülkü uğrunda feda edilen ya da kendini feda eden kimse. Biz de bir ekleme yapalım Gerçek kurbanlar kimler? Kurbanlık koçlar mı, yoksa yüksek fiyatla kırmızı et ve kurbanlık almak durumunda kalan yurttaşlar mı?

Yurttaş baskısını azaltmak, böylelikle iç piyasayı terbiye etmek amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’nde tarihinde geçen yıl ilk kez başlatılan kurbanlık hayvan ithali, 2011 Kurban Bayramı için de sürdürülecek. Aslında ithalat hiç durmadı. Başta Avrupalılar olmak üzere kırmızı et ile sığır ve koyun stoklarına sahip ülkeler STOKLARDAN KURTULUŞ BAYRAMI yapıyorlar. Peki, bir zamanlar koyun varlığı ile övündüğümüz, Buğday ile koyun, gerisi oyun dediğimiz güzel ve yalnız ülkemiz, bu duruma nasıl geldi, daha doğrusu getirildi?

Türkiye’de hayvancılık nasıl iflas ettirildi?

Türkiye’de hayvancılık iflas etti. Doğru bir tespit, ancak eksik… Türkiye’nin tarımı iflas etti daha doğrusu iflas ettirildi. Neredeyse tarımsal ürünleri, sebze ve meyve dışında hepsini dışarıdan alıyoruz.

Bu durumu, yalnız iç dinamiklerle açıklamak mümkün değil. Günümüzde uygulana gelen tarım politikalarında dış dinamiklerin, bir başka deyişle Batı’nın rolü, daha ağırlıklı bir şekilde ortaya çıkmış bulunuyor. Batı (ABD/AB ülkeleri),doğayı, iç ve dış emeği aşırı bir şekilde sömürerek gereksinmesinden daha çok tarımsal ürün ve girdi stokları oluşturdu. Bunlara pazar bulmak için çevre ülkelerinin tarımlarını çökertiyor, çökertmeye devam ediyor. Bu şekilde onların gıdalarını denetliyor ve tam bağımlılık yaratıyor. Amacına erişmek için dampingler yapıyor ve ekonomik tetikçiler kullanıyor. Batı, gerektiği zaman da işgal ediyor ve savaşlar çıkartıyor.

Türkiye’de de hayvancılık, ağırlıklı olarak ekonomik emperyalizmin dayatması ile iflas etti, daha doğrusu ettirildi dedik. Bunun için çiftçilerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler para kazanamaz duruma getirildi.Hayvan sayısı hızla düştü.Otuz yıl önce 40 milyon olan koyunumuz vardı,nüfusumuzda o civardaydı,insan başına bir koyun düşüyor diye öğünürdük..Şimdi nüfus 74 milyonu buldu,koyun sayısı  20 milyon.Üç kişiye bir koyun düşüyor. Keçi sayısı 16 milyondan 5 milyona düştü. Eskiden yetmez olan meralarımız hayvansız kaldı. Sığır sayısı da azaldı.

Onlar ortak, biz pazar olduk

Hayvan kalmayınca ithalatçılara gün doğdu. İthalat kapısı ardına kadar açıldı. Hayvancılık böyle kalkınır fikri, herkese aşılanmaya çalışıldı. Bu bağlamda hayvancılığın kalkındırılması için sığırcılık öne çıkarıldı. Dünya Bankası aracılığıyla sığırlar ithal edildi. İthal edilen sığırların bir kesimi hastalıktan, bir kesimi de çiftçilerin para kazanmaması nedeniyle kesime gitti. Örneğin içinde yaşadığımız süreçte de kırmızı et krizini tetikleyen etmen bu oldu.2008’nin ikinci yarısında Avrupa’dan ucuza getirilen yağsız süt tozu nedeniyle çiğ süt fiyatları, 35 kuruşa düşürüldü. Bu nedenle çiftçiler, 1 milyona yakın hayvanını kasaba göndermek zorunda kaldılar. Bunun sonucu kırmızı et bunalımı ortaya çıkarıldı. Özetle, hayvancılıkta, doldur-boşalt politikası egemen oldu. Türkiye, gebe düve, canlı hayvan, karkas et, dondurulmuş et, çiğ süt, süt tozu, krema gibi Batı’nın elinde bulunan ve sorun olan ürünlerin pazarı oldu. Bir zamanlar, yurtseverlerin gerekli önlemler alınmaz ise dile getirdikleri öngörüleri maalesef gerçekleşti. Onlar ortak, biz pazar olduk.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uyguladığı tarım politikaları, hayvancılık dâhil iflas etmiştir. Ancak bu sorumluluk, salt Bakan’a ve bürokratlara yüklenemez. Onlar sadece sistemin uygulayıcısı olmuşlardır. Dışa bağımlı sistemi, bir başka deyişle ekonomik emperyalizmi sorgulamadığımız sürece çıkış yolu bulunamaz. Çıkış yolu var mı? Çıkış yolu, sisteme, tavır göstermek ve iç dinamikleri ulusal tarım politikaları doğrultusunda harekete geçirmekten geçiyor.

>> Mustafa Kaymakçı

Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fak. E. Öğretim Üyesi, İzmir İli Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu Sözcüsü. Koyun ve keçi yetiştiriciliği ile üreme konularında çok sayıda araştırması ve makalesi var. Suni Tohumlama, Koyunlarda Döl Verimi, Zootekni Uygulamaları, Üreme Biyolojisi, Koyun / Keçi / Süt Keçisi Yetiştiriciliği konularında kitapları bulunuyor.

Bu haber ilgilinizi çekebilir

Uzun ince bir yoldayız

Doç. Dr. Ramazan Gökçe yazdı… Büyük ozan Veysel Şatıroğlu hepimizin bildiği türküsünde; “Uzun ince bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir