Ana Sayfa / Haberler / Dosya / GDO krizi büyüyor

GDO krizi büyüyor

Yem, buğday ve pirinçten sonra şimdi de bebek mamalarında GDO çıktı. Bebekler GDO’lu besinlerin tehdidi altındayken, yönetmelik değişikliğiyle tüm ürünlerde yüzde 1’in altında (%0,9) GDO serbest bırakıldı.  Gıda Hareketi Derneği, gıdalarda GDO’ya izin veren yönetmelik değişikliğinin iptali için Danıştay’a başvurdu. Greenpace ise GDO analizi yapan Laboratuvarların miktar tayini yapamadığını ortaya koyan araştırmayı yayınlayarak tehlikeyi gözler önüne serdi.

Süt, et, yumurta ve balık üretiminde serbest olan GDO’lu yemlerden sonra, şimdi de bulaşma adıyla tüm gıdalarda GDO’ya izin veriliyor. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı biyogüvenlik tehdidiyle ilgili ayrıntılar…

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın piyasa denetimleri sırasında “Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı” ürününün GDO içerdiği tespit edildi. Gidahareketi.org’un haberine göre; yetkililer, GDO’nun varlığından emin olmak için Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı’na ait şahit numunelerin analizi Ankara Kontrol Laboratuvarında yapıldı. Ankara Kontrol Laboratuarı’nın yaptığı analizlerde Milupa’nın GDO içerdiği kesinleşti. Bunun üzerine GDO’lu mamaların toplatılması için, 80 il Valiliği’ne yazı gönderildi.

Gıda Hareketi’nin ortaya çıkardığı skandalı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamayla doğruladı. Basın ve Halkla İlişkiler Müşavir Vekili Kudret Doğandemir imzalı açıklamada şu ifadeler yer aldı: “İnternet sitenizde yer alan bir bebek maması firmasına ait ithal bebek mamasında GDO tespit edilmesine yönelik bilginin kamuoyuna açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur; söz konusu bebek mamasının ithalat kontrollerinde GDO analizi yaptırılmış GDO tespit edilmediğinden ithalatına izin verilmiştir. Ancak piyasa denetimlerinde GDO tespit edildiğinden bebek mamalarının toplatılması sağlanmış ve ilgili firma hakkında hukuki süreç başlatılmıştır.”

BEBEK MAMASINDA GDO ÇIKTI!

Bakanlık, Milupa Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı’nda GDO’nun varlığını doğrularken, Milupa Aptamil’in ithalatçısı Numil Gıda’dan yapılan açıklamada, “GDO yok ama tedbir amaçlı toplatıyoruz” dendi. Portekiz’de üretilerek ithal edilen Aptamil Sütlü Tahıl Karışımı ürünlerinin hiçbir şekilde GDO içermediği savunulan açıklamada şu ifadeler yer aldı.

“Ülkemizde GDO analizlerinde kullanılması gereken yöntem konusunda görüş birliği olmaması nedeniyle; tüm laboratuvarlar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylı ve yetkilendirilmiş olmasına rağmen, yapılan çalışmaların kalibrasyon dereceleri de farklı olabilmektedir. Nitekim bu ürüne ait laboratuvar analizlerindeki sonuç farklılıkları da bu durumu göstermektedir. Numune alınırken ya da laboratuvarlarda çalışma yapılırken ya da süreç içerisindeki tüm aşamalarda meydana gelebilecek bulaşma ihtimali de her laboratuvarın farklı sonuçlara ulaşmasına neden olmaktadır.

Bu konu ile ilgili Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile iletişimimiz devam etmektedir. Bakanlıkça yetkilendirilmiş 3 farklı laboratuardan aynı parti numarasına sahip ürünlerimiz için mevzuata uygun analiz sonucu çıkmıştır. Bu aşamada, mevzuatın gerektirdiği tüm yasal işlemler devam etmektedir. İhtiyati tedbir olarak ilgili parti no’lu ürünümüzü piyasadan toplamış bulunmaktayız.”

Milupa açıklamasında “GDO yok” derken Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bebek mamasında GDO tespit edildiğini doğruladı. Konya 12. Uluslararası Tarım Fuarı’nın açılışına katılan Mehdi Eker, haberlerle ilgili soru üzerine, “Burada da laboratuvarlarımız, piyasa denetimleri esnasında bir mamada, tahıl içerisinde var/yok analizinde… Bu tabii milyonda bir de olabilir, küçük bir şey de olabilir. O ileri tetkiklerde ortaya çıkar. Ama biz hiçbir şekilde tolere etmiyoruz. O tespit edildi, tespit edilince ürünün toplatılmasına karar verildi. Savcılığa intikal ettirildi. Bakanlık da ayrıca soruşturma açtı. Bununla ilgili süreç devam ediyor. Bizim hiçbir şekilde GDO’lu ürüne toleransımız yok” dedi.

MİLUPA ÜRÜNLERİ ALMANYA’DA DA TOPLATILMIŞTI

Milupa’nın içinde bakteri olduğu belirlenen bir maması da 2012 yılında Almanya’da toplatılmıştı. Şirketten yapılan açıklamada son kullanma tarihi “11.01.2014” olan “Aptamil Pre” adlı bebek sütü serisinde “Cronbacter sakazakii” bakterisine rastlandığı kabul edilmişti. Açıklamada, pişirme talimatnamesine uymadan hazırlanan mamaların 4 ile 8 haftalık bebeklerde çeşitli enfeksiyon ve iltihaplanmalara yol açabileceğine dikkat çekilmişti. Bu nedenle serideki bütün kutuların toplatılacağını duyuran Milupa yetkilileri, elinde bu mamalardan bulunan ailelerin ürünü aldıkları yere iade etmeleri halinde satış bedelini geri alabileceklerini kaydetmişti.

Milupa Aptamil’i bünyesinde bulunduran Numil Gıda’dan yapılan açıklamada da, Almanya’da üretilen bir parti mamada bakteri tespit edildiği kabul edilerek, parti içerisinde yer alan ürünlerin toplatıldığı ve Türkiye’deki tüketicilerin risk altında olmadığı belirtilerek, “Haberde bahsi geçen bu parti ürün Almanya için üretilmiş, bu nedenle Türkiye’de satışı söz konusu değildir” denmişti.

Fransız gıda devi Danone bünyesinde yer alan Milupa Aptamil daha önce bir ürününü daha toplatmak zorunda kalmıştı. Toplatılan mamaların ambalajında aksi belirtildiği halde, içeriğinde nişasta ve hububat proteini (gluten) tespit edilmişti. Gluten içeren gıda ürünleri bu maddeye karşı hassasiyeti olan bebeklerde, bir tür sindirim sistemi rahatsızlığı olan çölyak hastalığına sebep olabiliyor.

GDO’YA İZİN Mİ GELİYOR?

Milupa Aptamil markalı mamada tespit edilen GDO’yla ilgili tartışmalar sürerken Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı GDO Yönetmeliğinde değişiklik yaptı. 29 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik’te yapılan değişiklik ile yönetmeliğe “Analiz sonucunda üründe yüzde 0,9 ve altında GDO tespit edilmesi halinde bu durum GDO bulaşanı olarak değerlendirilir” fıkrası eklendi.

Değişiklikle eklenen bir başka fıkrada da, “GDO bulaşanı olan ürünlerde bulaşan olarak tespit edilen genlerin Biyogüvenlik Kurulu tarafından onaylanmış olması durumunda ürünler onay amacına uygun olarak kullanılabilir” denilerek, içeriğinde yüzde 0,9 ve altında GDO bulunan gıda ürünlerinin üretim ve satışına izin verilmiş oldu.

GDO’lu bebek mamalarının Türkiye’de satılmasıyla ilgili skandal gündemdeyken GDO Yönetmeliğinde değişiklik yapılarak gıdalarda yüzde 0,9 oranında tespit edilen GDO’ların “bulaşma” olarak değerlendirilecek olması tepki çekti. Kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine Bakanlık açıklama yaparak değişikliğin GDO’nun bulaşmasına yönelik mevzuatta bulunan tereddütleri gidermeye yönelik yapıldığı savunuldu. Türkiye’de GDO’lu hiçbir gıda ürününün üretimine ve satışına izin verilmediği kaydedilen açıklamada, “Bakanlık GDO’ya izin verdi” şeklindeki haberlerin gerçeği yansıtmadığı ifade edildi.

Açıklamada, “Ülkemizde GDO içeren gıda üretimine ve ithalatına izin verilmemiştir. Dolayısıyla, Türkiye’de GDO ve ürünlerinin gıda amaçlı olarak kullanılması ve GDO’lu üretim yapılması da tamamen yasaktır” denerek, Yönetmelikte yapılan değişikliğin sebepleri şu şekilde açıklandı:

“Biyogüvenlik Kurulu, geçtiğimiz yıllarda, “sadece yem amaçlı alarak kullanılmak üzere 3 soya ve 14 mısır geninin ithalatına izin vermiştir. Ancak, sadece yem amaçlı ithal edilen bazı ürünlerde, mer’i mevzuatımızda bulaşma ve bulaşma miktarının ne olduğu hususu yer almadığından, GDO’lu olmadığı halde, bulaşmadan kaynaklanan mağduriyetler yaşanmıştır. Yapılan bu değişiklik ile“Bulaşma” kavramına açıklık getirilerek bu tereddüt, eksiklik ve mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Bu yeni düzenleme, hukuki sorunları bertaraf etmek ve tereddütleri gidermek amacıyla hazırlanmış olup, GDO’nun gıdada kullanımına izin vermeye yönelik değildir.”

GDO’YA İZİN VEREN YÖNETMELİĞE İPTAL DAVASI

Biyogüvenlik Kanununa aykırı olarak ürünlerinde GDO tespit edilen çok sayıda firmanın ceza almasını engellemeye yönelik yapılan değişikliği Gıda Hareketi mahkemeye taşıdı. Danıştay’da açılan iptal davasında Anayasa ve yasalara aykırı olarak suç teşkil edecek nitelikte yapılan düzenlemenin yürürlüğünün durdurulması ve iptal edilmesi istendi. Gıda Hareketi 2009’da yayınlanan GDO yönetmeliğine iptal davası açmış ve iptal edilmesini sağlamıştı.

Gıda Hareketi Milupa Aptamil bebek mamasın GDO’lu olduğuyla ilgili belgeyi kamuoyu ile paylaşmıştı. Bu gelişmeden birkaç gün sonra da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı olarak yüzde 0,9’luk GDO’yu, “GDO bulaşanı” olarak tanımlayan yönetmeliği değişikliğini yayımladı. Gıda Hareketi yaptığı yazılı açıklamada, Gıda Kontrol Genel Müdürü’nün AHaber kanalında bu değişikliğin ürünlerinde GDO tespit edilen çok sayıda firmanın ceza almasını engellemeye yönelik bir girişim olduğunun bizzat itiraf edildiği ifade edilerek, benzer gerekçelerle ilgili kişi ve kurumları dava açmaya çağırdı.

Dava dilekçesinde yönetmelik değişikliğinin 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu ile Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Biyogüvenlik (Cartagena) Protokolüne aykırı olduğu ifade edildi. Ayrıca, büyük ölçekli ulusal ve uluslararası çapta 200’e yakın firmanın ürünlerinde de 2013 ve 2014 yılı içinde GDO tespit edildiği ancak hiç biri hakkında teşhir işlemi yapılmadığı, haklarında hukuki işlem başlatılıp başlatılmadığının da bilinmediği belirtildi.

Yönetmelik değişikliğinin gerçek amacının 3 Haziran 2014 günü AHaber televizyon kanalında yayınlanan “Deşifre” programına katılan Gıda Kontrol Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Erol’un itiraf mahiyetinde açıklamalarda bulunduğu kaydedilen dava dilekçesinde şu diyaloga yer verildi:

Sunucu: Savcılığa intikal eden ama kamuoyuna açıklanmayan başka GDO’lu ürün var mı?
İrfan Erol: “Var. Savcılığa intikal etmiş GDO’lu başka ürünlerde var!”
Sunucu: Başka gıdalarda var diyorsunuz?
İrfan Erol: “Var! Onlar hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunduk tabi.”
Sunucu: Şu an onları açıklamıyorsunuz?
İrfan Erol: “Onlarla ilgili yargı süreci devam ediyor.”
Sunucu: Yasada sıfır tolerans varken yönetmelik değişikliğiyle yüzde 0,9 tolerans getirilmesini tam da bebek mamasındaki GDO skandalının ortaya çıkmasının ardından gerçekleşmesini, “Bakanlık bu uluslararası gıda tröstünü ve onların yöneticilerini kurtarmak için mi yönetmelik değişikliği yapıldı?
İrfan Erol: “Böyle bir tanım olmadığı için birçok yargıya intikal etmiş olaylarda kasti değil, kusri olarak ortaya çıkan durumlarla ilgili olarak… Yine hak mahrumiyeti var 1 yıldan 12 yıla kadar, bunların aşılması amacıyla bir yönetmelik hazırlandı.”

Dilekçede, 29 Mayıs 2014 tarihinde yapılan yönetmelik değişikliğiyle “GDO bulaşanı” adıyla mevzuata yeni bir tanım eklendiği kaydedilerek, Biyogüvenlik Kanunu’nun Bakanlığa GDO bulaşıklarının engellenmesi, izlenmesi, kontrolü ve denetimini sağlama görevi yüklediği belirtildi. Yeni düzenlemenin kanunun emredici hükmüne aykırı olarak analiz sonucunda üründe yüzde 0,9’un altındaki GDO varlığına izin verilmesinin kanun koyucunun amacına açıkça muhalefet ederek hukuka aykırı bir şekilde “meşruiyet” sağladığı dile getirildi.

“GDO BULAŞANI” MÜMKÜN MÜ?

Gıda Hareketi yönetmeliğin iptali için Danıştay’a yaptığı başvuruda, “GDO Bulaşanı” söyleminin GDO taraftarları, GDO’ların yasal olarak engellendiği yahut sınırlandırıldığı ülkelerdeki engelleri aşmak için uydurdukları gerçek dışı bir söylem olduğu kaydedilerek “Bir ürün ya GDO’ludur, ya da değildir” dendi. Bir üründe genetik değişiklik yapılmasının, o canlının tümünü kapsamayacağı belirtilerek, “On binlerce genden sadece birini değiştirmek de genetik değişikliktir. Bu da bazen yüz binde hatta milyonda birden çok daha azını dahi kapsayabilir” ifadesi kullanıldı. Dilekçede, “Mamul haline gelmiş endüstriyel bir gıda maddesinin, bazen onlarca çeşit karışımdan meydana geldiği dikkate alınırsa GDO, hacimsel olarak her zaman hukuksuz olarak izin verilen yüzde 0,9’dan hep küçük kalacaktır. Dolayısıyla her GDO, bu zorlama mantıkla bulaşan olarak değerlendirilecektir” ifadesine yer verildi.

Her bireyin GDO’lu ürün tüketmeme hakkına sahip olduğu hatırlatılarak bu tür yasal düzenlemelerle insanlara zorla GDO’lu ürün tükettirilmesinin temel insan haklarına aykırı olduğuna dikkat çekildi. Dava dilekçesinde, “Bir bulaşmadan söz edilerek GDO’ya izin verilecekse küfe, kire, bakteriye, mantara, her türlü hastalığa, toza, toprağa, kimyasal karışımlara sair ne kadar bulaşma imkânı olan şey varsa onların tümüne de izin verilmesi gerekmez mi?” diye soruldu.

“GDO bulaşması kabul edilemez”

“GDO bulaşması”nın kabul edilemez olduğu vurgulanan dava dilekçesinde bulaşmanın mazur gösterilemeyeceği şu sözlerle ifade edildi: “Mesela tesislerde etlere ‘sehven’ domuz, alkol, at veya eşek eti, fare zehri, inşaat boyası ya da benzerleri de bulaşabilir. Peki, bunlara neden bulaşma diyerek izin verilmiyor da, GDO’ya izin veriliyor? Bulaşmaya izin veren Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı makamı, bulaşmanın nasıl olduğunu, kasten yapılıp yapılmadığını, bunun zararsız olup olmadığını, bugün, yarın ve daha sonrasında çevreye, insana, diğer canlılara ve kâinata zarar vermeyeceğini nasıl garanti ediyor? Bunun her türlü maddi ve manevi sorumluluğunu üstlenerek taahhüt verebiliyor mu? Veriyor ise bunun zararını hangi kaynakla telafi etmeyi planlıyor ve bu zararlar telafi edilebilir mi? Yoksa bizler sadece birer “kurban” mıyız?”

İptal başvurusunda, Biyogüvenlik Kanunu’nun müzakereleri sırasında yaşanan baskıya yönelik medyaya yansıyan haberlere atıfta bulunularak Eker’in “Amerika bizim bu uygulamamızı Dünya Ticaret Merkezi’nin serbest ticaret kurallarına aykırı olduğu iddiasıyla FAO’nun panelinde şikâyet etti” sözlerine de yer verildi. Ayrıca GDO’lu olmayan ürünlerin etiketine ‘GDO yoktur’ yazılmasının da bu şekilde engellendiği kaydedildi. Dava dilekçesinde, insanları özellikle de hiçbir şekilde itiraz etme fırsatına sahip olmayan bebeklerin ve hayvanların GDO’lu ürünleri tüketmek zorunda bırakılması, sonucu soykırım suçlamasına kadar gidecek bir suç olarak nitelendi.

DANIŞTAY GDO’YA “DUR” DEMİŞTİ

İptal için Danıştay’a yapılan başvuruda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bazı GDO’lu mısırların hayvan yemi olarak kullanılmasına izin veren Biyogüvenlik Kurulu kararlarının yürütmesini durdurduğu hatırlatılarak Bakanlığın bu kararın gereğini yerine getirmeden GDO’nun gıdalarda da buluşma maskesiyle izin verilmesine yönelik bir düzenleme yapmasının tesadüf olmayacağına dikkat çekildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Biyogüvenlik Kurulu`nun 24.12.2011 tarih, 28152 sayılı Resmi Gazete`de yayınlanan MON810, MON88017 ve MON810 mısırçeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yönündeki 16 ve 18 nolu kararlarının yanısıra 29.04.2010 tarihli “GDO ve Hükümlerine Dair Uygulama Talimatı”nın yürütmesini durdurmasına dair kararı vermişti. Kararda; izin verilen transgenik mısır çeşitlerinin sakıncalarını gösteren bilimsel çalışmaların göz ardı edildiği belirtilerek söz konusu genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı, dolayısıyla güvenli olduğu sonucuna ulaşabilmenin hukuken olanaklı olmadığı vurgulanmıştı.

Kararda ayrıca, Biyogüvenlik Kanunu`nda öngörülen bilimsel yöntemlerle somut olarak risklerin ortaya koyulmadan transgenik mısırların hayvan yemi olarak kullanılması amacıyla ithaline ve piyasaya sunulmasına izin verilmesinin, idarelerin hukuki denetiminin yapıldığı Mahkemelerce korunamayacağı belirtilerek izin ve Talimat düzenlemesinin yürütmesi durdurulmuştu.

Danıştay: “GDO’ya izin verilmemeli”

Danıştay’ın 11 sayfalık gerekçeli kararında, “Üreticinin üretim araçlarını belirleme ve toplumsallaştırabilme, toplumun gıdanın geleceğini bilme özgürlüğünün ortadan kaldırılmaması, ekolojik dengenin ve ekosistem işleyişinin bozulmaması, GDO`nun kendisinin veya özelliklerinin istenmeyen şekilde çevreye yayılmaması, yerel çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşürülmemesi için bu gıdaların ve tarımsal ürünlerin insan ve çevre sağlığını tehdit etmediğini şirketler ispat etmedikçe, bu ürünlerin kullanılmasına izin verilmemeli” denilerek GDO’lu mısırların yerli mısır tohumlarına da zarar verebileceğine işaret edilmişti.

Gıda Hareketi gıdalarda yüzde 0,9 oranında GDO’ya izin veren yönetmeliğin iptali için Danıştay’a yaptığı başvuruda,”Bu düzenleme ile zarar, tohum ve hayvanların yansıra tüm insanları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu nedenle de iptali tüm ülkenin yararına olacaktır” denerek Bakanlığın Anayasa ve kanunlara aykırı bir şekilde GDO’yu bulaşana indirgeyerek yasallaştırmak istediği ifade edildi. Dava dilekçesinde, gıdalardaki yüzde 1’in altındaki (%0,9’luk) genetik değişiklikleri “GDO bulaşanı” adı altında meşrulaştıran yönetmelik değişikliğinin hukuka aykırılığı nedeniyle tüm maddelerinin yürütmesinin durdurularak iptal edilmesi istendi.

GDO’LAR DENETLENEBİLİYOR MU?

Milupa Aptamil’de tespit edilen GDO’nun ardından GDO Yönetmeliğinde değişiklik yapılarak gıda ve yemlerde yüzde 0,9 oranında GDO’ya izin verilmesinin ardından GDO`nun skandal bir boyutu daha ortaya çıktı. GDO`ya Hayır Platformu bileşenlerinden Greenpeace Akdeniz`in araştırmasına göre Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`nın çeşitli konularda akredite olmuş 41 adet laboratuvarı var. Bunlardan sadece 10 tanesi var/yok testi ile GDO tespiti yapabiliyor. Bu akreditasyona 2 üniversite ve 2 TÜBİTAK laboratuvarı ile 26 adet özel laboratuvar da sahip. Var/yok testi sadece sıfır toleransta işe yarıyor.Ürünün içinde sadece GDO olup olmadığını saptıyor, miktar belirlemesi yapamıyor.

İşte Greenpaece Akdeniz’in GDO denetimlerinin yetersizliğini ortaya koyan araştırması…

TÜRKİYE’DE GDO DENETİM ZAAFLARI

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, GDO yönetmeliğinde yaptığı bir değişiklikle, GDO bulaşanı adı altında her türlü üründe yüzde 0,9’a kadar GDO bulunmasını yasal hale getirdi. Yapılan değişiklikle önce üründe GDO olup olmadığına (var / yok testi) bakılacak, eğer GDO tespit edilirse bu sefer oranına bakılacak. Eğer GDO oranı yüzde 0,9’dan düşük olursa, bu sefer üründe mevcut olan GDO’nun kimlik bilgilerine bakılacak ve tespit edilen GDO Türkiye’de (yem amaçlı) izin almış bir GDO olduğu takdirde ürün de üretici de aklanmış olacak.

Yapılan yönetmelik değişikliğinin hem hukuka hem de kamuoyunun beklentilerine aykırı olması bir yana, acaba Bakanlığın GDO’ları bu yeni düzenleme uyarınca denetleyip kontrol edebilecek teknik alt yapısı var mı? Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı laboratuvarların kaç tanesi GDO analizi konusundan Türkiye Akreditasyon Kurumu TÜRKAK’tan akredite? Bu analizlerin kapsamı ne? Bu kapsam, yönetmelik değişikliğinin gerektirdiği tespitleri içeriyor mu?

Greenpeace, yapılan yönetmelik değişikliği sonrasında bu soruların cevaplarını bulmak adına, Bakanlığa ait laboratuvarların GDO röntgenini çekti! İşte size Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Laboratuvarlarının GDO analizleri konusundaki içler acısı hali!

Laboratuvar çok, analiz yok!

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesinde toplam 41 gıda kontrol laboratuvarı yer almakta. Gıdalardaki pestisit kalıntısından aflatoksine kadar pek çok tahlil yapabilen bu laboratuvarlarda, iş GDO analizlerine geldiğinde ortaya çıkan tablo hiç de iç acıcı değil.

Herhangi bir gıda ve yem ürününde GDO analizleri kabaca 3 farklı alanı içerir. Bunlardan birincisi ve en kolayı, kamuoyunda ‘var / yok testi’ olarak da bilinen kalitatif GDO taramasıdır. Bu testte, bir organizmaya aktarılan her genin başına veya sonuna eklenen promotör veya terminatör adı verilen DNA dizilimleri aranır. GDO uygulamalarında kullanılan promotör ve terminatörler son derece standarttır. 35S, Nos, Bar, FMV adı verilen bu standart dizilimleri bir ürün içerisinde taramak, o üründe GDO olup olmadığını tespit için yeterlidir. Türkiye’de de GDO analizi yapan laboratuvarların büyük çoğunluğu bu tür GDO taraması yapmak konusunda akreditedir.

Bakanlığa ait toplam 41 laboratuvarın 10 tanesi yukarıda sözü edilen GDO taramasını, yani GDO var/yok testini yapmak konusunda TÜRKAK’tan akreditasyon sahibidir. 10 Bakanlık laboratuvarı dışında bu akreditasyona aynı zamanda 2 üniversite ve 2 TÜBİTAK laboratuvarı ile 26 tane de özel laboratuvar sahiptir.

Görece kolay yapılan GDO taraması bir üründe GDO bulunup bulunmadığını tespit etmek için etkin bir yöntemdir. Ancak bu bilgi dışında söz konusu testin verdiği sonuçlar son derece kısıtlıdır. Var/yok analizi, tespit edilen GDO’nun ne miktarda olduğunu veya hangi GDO çeşitlerini içerdiğini tespit edemez. Bunun için daha kapsamlı analizlere ihtiyaç vardır. Bir başka deyişle, kalitatif GDO taraması eczanelerde satılan hamilelik testi kitlerine benzer. Bu kiti kullanarak hamile olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak bu gebelik test kitleri size kaç aylık hamile olduğunuzu veya çocuğun cinsiyetini söyleyemez.

GDO’lar yasaklanıyor, ama yasak GDO’lar tespit edilemiyor

Yönetmelik değişikliğinde, bir üründe GDO tespit edilmesi durumunda tespit edilen GDO’nun Türkiye’de izinli GDO’lardan olup olmadığına bakılacağı belirtiliyor. Bir laboratuvarın bu tespiti yapabilmesi için, Türkiye’de izin verilmiş olan söz konusu her bir GDO için ayrı ayrı GDO kimlik tanımlaması akreditasyonu alması gerekir. Ancak var/yok tespiti yapabilen laboratuvar sayısının aksine, bu tarz kimlik akreditasyonuna sahip bakanlık laboratuvarı sayısı sadece ve sadece dört. Bu kadar az sayıda laboratuvarla Bakanlığın yönetmelik değişikliğinde sözü edilen GDO bulaşanı içeren tüm ürünlerdeki GDO çeşidinin kimlik tespitlerini yapması mümkün değil. Ancak araştırmamızda bizleri de şaşırtan en önemli sonuç hiçbir Bakanlık laboratuvarının, dünyada ticareti yapılan, ama Türkiye’de kullanımı yasak olan GDO’ların tespitini yapabilecek akreditasyona sahip olmadığı bulgusuydu.

Bu durum, Greenpeace’in yıllardır dile getirdiği “GDO’lara bir kez sınırdan içeri giriş izni verirseniz, onların kontrolünü bir daha asla sağlayamazsınız” savının ne derece doğru olduğunu ispatlıyor.

TABLO: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Laboratuvarlarının Türkiye’de Yasaklı Olan GDO’ların Analiz Akreditasyonları

GDO Kodu Ulusal Gıda Referans Lab. Ankara Gıda Kontrol Lab. İstanbul Gıda Kontrol Lab. İzmir Gıda Kontrol Lab. Kocaeli Gıda Kontrol Lab. Diğer 36 GTHB Lab.
SOYA
A5547-127 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
DP356043 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON87701 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON87701 x MON89788 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON87708 x MON89788 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MISIR
MIR162 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MIR604 HAYIR EVET EVET EVET EVET HAYIR
MON810 HAYIR EVET EVET EVET EVET HAYIR
MON863 HAYIR EVET EVET EVET EVET HAYIR
T25 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON87460 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
Bt176 HAYIR EVET HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
KOLZA
GT73 (RT73) HAYIR HAYIR HAYIR EVET EVET HAYIR
HCN28 (T45) HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
HCN92 (Topas 19/2) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MS1 (B91-4) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MS1 x RF1 (PGS1) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MS1 x RF2 (PGS2) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MS8 HAYIR HAYIR HAYIR EVET EVET HAYIR
MS8 x RF3 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
RF1 (B93-101) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
RF2 (B94-2) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
RF3 HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
PAMUK
281-24-236×3006-210-23 (MXB-13) HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
GHB614 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
LLCotton25 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON1445 HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
MON15985 HAYIR HAYIR HAYIR EVET EVET HAYIR
MON15985 x MON1445 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
MON531 HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
MON531 x MON1445 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
PATATES
EH92-527-1 HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
ŞEKER PANCARI
H7-1 HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR HAYIR
PİRİNÇ
LLrice 62 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR EVET HAYIR
Llrice 601 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
Bt63 HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR

Kaynak: Greenpeace Akdeniz GDO Araştırma Raporu

Yasak GDO’ların kimlik tespiti neden önemli?

Bu sorunun cevabı esasında çok basit: Eğer yasak olan bir nesneyi tanımlayamazsanız, onu tespit edemezsiniz, dolayısıyla engelleyemezsiniz! Örneğin Türkiye’de GDO’lu pamuk, kanola, şeker pancarı yasak. Ancak yönetmelik değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tek bir laboratuvar hariç (İzmir–Onda da bütün genetiği değiştirilmiş çeşitlerin kimlikleri yok) Türkiye’de bu GDO’ların “parmak izleri” mevcut değil.

Bakanlık yetkilileri bu konuda “Türkiye’de zaten “genetiği değiştirilmiş” (GD) pamuk, kolza veya pirinç kullanımı külliyen yasak olduğu için, ithal edilen bir pamuk, kanola veya pirinç partisinde var/yok testiyle zaten GDO tespitinde bulunabiliriz ve bu ürünlerin girişini engelleyebiliriz” şeklinde bir savunma yapabilirler. Bu argümanın elbette haklılık payı var. Eğer tek partide sadece kanola veya pirinç bulunuyorsa o zaman GDO’yu bu şekilde tespit edebilirsiniz. Ancak eğer çok bileşenli işlenmiş bir ürün ithal etmişseniz o zaman bu sav geçerliliğini kaybediyor. Diyelim ki karma hayvan yemi ithal ettiniz ve bu yem içerisinde hem Türkiye’nin izin verdiği GD mısırlar, hem de Türkiye’de yasaklı GD şeker pancarı küspesi var. Bu durumda ürünü analiz eden bakanlık laboratuvarları sadece izinli GD mısırları tespit edecek ve bu GDO’ların da yem için kullanılma izni olduğu için ürüne izin verilecek. Böylece ürünün içindeki yasaklı şeker pancarı da hiç tespit edilemeden ülkeden içeri giriş yapmış olacak.

Buna benzer somut bir durum yem amaçlı mısır ithalatında sürekli olarak yaşanıyor. Türkiye’de şu anda Biyogüvenlik Kurulu’nun onay verdiği genetiği değiştirilmiş 14 mısır çeşidi ithalat iznine sahip. Kurul 6 adet mısır çeşidinin izin başvurusunu reddederken, 2 GD mısır çeşidinin ise izinleri Danıştay tarafından iptal edildi. Türkiye’de 14 GD mısır çeşidine izin varken, bu sayı örneğin Avrupa Birliği’nde 37.

Dünyada tahıl, hububat gibi bitkisel ürün ticareti, büyük silolarda aynı ürünün bir çok farklı çeşidinin harmanlanarak ihraç edilmesi esasına dayanır. Dolayısıyla bir gemi dolusu mısır ithal edildiğinde, bu gemide onlarca farklı mısır çeşidi yer alabilir. Benzer bir durum soya için de geçerli. Türkiye’de yem üretimi yapan bir firma bir gemi dolusu GDO’lu mısır ithal ettiğinde, bu mısır harmanının içerisinde Türkiye’nin izin verdiği GDO’lar olduğu kadar, Türkiye’nin yasakladığı GDO’lar da olabilir. Ancak yasaklı GDO’ların kimlik bilgilerine sahip olmayan bakanlık laboratuvarları, gemiden alınan numunelerde sadece izinli GDO’ları tespit edebildiği ve bu GDO’lar da zaten izinli olduğu için o bir gemi dolusu mısıra ithalat izni veriyor. Böylece de, izinli GD mısırların yanında yasak olan GD mısırlar da serbestçe ülkemize giriş yapmış oluyor.

Bir başka deyişle, Türkiye’de genetiği değiştirilmiş sadece 14 mısır çeşidi ve 3 soya çeşidine izin verilmiş olmasına rağmen, bakanlık laboratuvarlarının bu teknik eksikliğinden ötürü fiiliyatta dünyadaki bütün GD mısır ve soya çeşitleri serbest olarak ülkemize girebiliyor.

İzinli GDO’ların Miktar Tespitini Yapan Bakanlık Laboratuvarları

Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı:
Türkiye’de gıda güvenliği ve kontrol sisteminin yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi projesi kapsamında 2010 yılında açılışı yapılan Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı, Bakanlığın göz bebeği olarak lanse ediliyor. Bakan Mehdi Eker’in gıda denetimi konusunda AB standartlarında olduğunu söylediği laboratuvar GDO analizleri konusunda Bakanlığın diğer laboratuvarlarından bile daha geri konumda. AB-0555-T numaralı akreditasyon sertifikasına sahip laboratuvar, Türkiye’de yem amaçlı kullanımına izin verilen genetiği değiştirilmiş (GD) 3 soya ve 14 mısır çeşidi içerisinden sadece 1 soya (MON 40-3-2) ve 1 mısırın (GA 21) kimlik tespiti ve miktar analizini yapabiliyor. Türkiye’de yasak olan genetiği değiştirilmiş onlarca mısır, soya, kolza (kanola), pamuk, pirinç vb. ürünün ise hiç birinin analizini yapmaya akredite değil. Bu yüzden Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı Türkiye’de izinli GDO’ların kimlik tespitini yapan laboratuvarlar arasında yer almıyor. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0555-T)

Ankara Gıda Kontrol Laboratuvarı:
Durumu Ulusal Gıda Referans Laboratuvarından görece bir nebze daha iyi. Türkiye’de yem amaçlı izin verilmiş GDO’ların tespitini yapabiliyor. Ancak Türkiye’de yasak olan GDO’lardan sadece 4 adet GD mısır çeşidini tespit edebiliyor. Soya, kanola, pirinç, şeker pancarı ve patateste ise Türkiye’de izin almamış olan hiç bir GDO çeşidini tespit edecek akreditasyona sahip değil. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0025-T)

İstanbul Gıda Kontrol Laboratuvarı:
Bu laboratuvarın durumu da Ankara Gıda Kontrol Laboratuvarına çok benziyor. Türkiye’deki izinli GDO’ları tespit edebiliyor. Ancak yasak GDO’ların tespiti konusunda o da sınıfta kalıyor. Ankara’nınkinin 1 eksiğiyle sadece 3 tane yasak GD mısır çeşidini tespit edebilirken, diğer genetiği değiştirilmiş ürünlerde tıpkı Ankara gibi sınıfta kalıyor. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0026-T)

İzmir Gıda Kontrol Laboratuvarı: 
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı laboratuvarları içerisinde GDO açısından nispeten en iyi durumda olanı. Her ne kadar o da tıpkı İstanbul gibi, Türkiye’de izin verilmeyen onlarca GD mısır çeşidinden sadece 3 tanesini tespit edebiliyorsa da, Türkiye’de izin verilmemiş genetiği değiştirilmiş 4 kolza, 3 pamuk, 1 şeker pancarı ve 1 patates çeşidini tespit edebiliyor. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0027-T)

Kocaeli Gıda Kontrol Laboratuvarı:
İçinde bulunduğumuz günlerde akreditasyonunda yapılan revizyonla, Türkiye’de izin verilen GDO’lar ile genetiği değiştirilmiş 2 kanola, 1 pirinç ve 1 pamuk çeşidini tespit edebilecek duruma geliyor. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0124-T)

TABLO: GDO Analizi Yapabilen Bakanlık Laboratuvarları

Laboratuvar Adı GDO var/yok testi Türkiye’de İzinli GDO Tespiti Türkiye’de yasak GDO Tespiti
Ulusal Gıda referans Laboratuvar Müd. EVET HAYIR HAYIR
Adana Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET HAYIR HAYIR
Ankara Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET EVET HAYIR
Antalya Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET HAYIR HAYIR
Bursa Gıda Yem Kontrol Merk. Araşt. Ens. Müd. EVET HAYIR HAYIR
Çanakkale Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET HAYIR HAYIR
Mersin Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET HAYIR HAYIR
İstanbul Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET EVET HAYIR
İzmir Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET EVET HAYIR
Kocaeli Gıda Kontrol Laboratuvar Müd. EVET EVET HAYIR

Kaynak: Greenpeace Akdeniz GDO Araştırma Raporu

Sınıfta Kalanlar

Mersin Gıda Kontrol Laboratuvarı:
Mersin limanı Türkiye’nin gıda ticareti yaptığı en büyük limanı. Her türlü tahıl, hububat, yağlı tohum vb. gıda ve yem hammaddesi en çok bu limandan Türkiye’ye giriş yapıyor. 2013 yılındaki GDO’lu pirinç skandalı da Mersin Limanında patlak vermişti. Ancak Mersin’deki Gıda Kontrol Laboratuvarı sadece GDO var / yok analizi yapabiliyor. Miktar tayini veya Türkiye’de izinli ya da yasaklı olan GDO’ların tespitini yapacak altyapı bu laboratuvarda mevcut değil. (TÜRKAK Akreditasyon no: AB-0037-T)

Balıkesir Gıda Kontrol Laboratuvarı:
Bandırma Limanı gibi, Türkiye’nin en yoğun yem hammaddesi ithalatı yapılan limanlarından birine sahip olan Balıkesir ili aynı zamanda Türkiye’nin en büyük yerli yem firmasına ve irili ufaklı birçok tavukçuluk işletmesine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak Balıkesir Gıda Kontrol Laboratuvarı bırakın GDO kimlik testi ve miktar tayinini, GDO var/yok testini dahi yapamıyor.

TABLO: Sayılarla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Laboratuvarları

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına (GTHB) ait laboratuvar sayısı 41
GDO var / yok tespiti yapabilen laboratuvar sayısı 10
Türkiye’de izinli GDO’ların tanımlamasını ve miktar analizini yapabilen laboratuvar sayısı 4
Türkiye’de yasak olan tüm GDO’ların tanımlamasını yapabilen laboratuvar sayısı 0

Sadece GDO var/yok tespiti yapabilen GTHB laboratuarları

Adana, Antalya, Çanakkale, Mersin Gıda Kontrol Laboratuvarları ve Bursa Gıda ve Yem Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü sadece GDO var/yok testi yapmak konusunda akredite olmuş durumdalar. Bu laboratuvarlar herhangi bir miktar tayini veya yasaklı/izinli GDO kimlik tespiti yapamıyorlar. Bakanlığın laboratuvarlarına ilaveten 26 özel laboratuvar ile 2 üniversite, 2 de TÜBİTAK laboratuvarı sadece GDO var/yok testi yapabilmekteler.

Balıkesir ve Tekirdağ gibi gıda ürünleri ticareti yapılan önemli liman şehirleri de dahil olmak üzere, Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Hatay’a, Bakanlığa ait diğer 31 Gıda Kontrol Laboratuvarının hiçbiri en ufak bir GDO analizi dahi yapacak akreditasyona sahip değil. Kısaca GDO’lar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu laboratuvarlarını transit geçiyor.

Ne yapılmalı?

GDO’lar konusunda derin denetim zafiyeti yaşayan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuda yapması gereken, denetim boşluklarını daha da derin hale getirecek yasal esneklikler yerine yasa ve yönetmelikleri bu zaafları giderecek şekilde sıkılaştırmaktır. Bu noktada da Bakanlık için tek çıkış yolu, ister gıda amaçlı, ister yem amaçlı olsun, ister yüzde dokuz, ister binde dokuz olsun, bütün GDO’ların Türkiye’ye girişini kategorik olarak yasaklamaktır. Bu yolla bakanlık gerek kendi laboratuvarlarında, gerekse akredite olmuş 30’a yakın özel laboratuvarla ürünlerde sadece var/yok testi yaparak GDO denetimini büyük ölçüde sorunsuz gerçekleştirebilir.

GDO’YA 12 YILA KADAR HAPİS CEZASI

Bakanlığın bu açıklamasına rağmen basında çıkan bazı haberlerde yönetmelik değişikliğinin GDO’lu ürün ithal eden ve satanları ağır cezalardan kurtarmayı amaçladığı iddia edildi. Peki, 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanununun “Ceza hükümleri” başlıklı 15. maddesinde GDO’lu ürünleri üreten, ithal eden ve satanlara yönelik ne gibi yaptırımlar söz konusu.

Gıdalarda GDO bulunduranlara 5 yıldan 12 yıla kadar hapis ve para cezaları öngörülüyor. Biyogüvenlik Kanununun 15’inci maddesinde yer alan cezalardan bazıları şu şekilde:

• GDO ve ürünlerini ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakanlar, 5 yıldan 12 yıla kadar hapis ve 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

• GDO ve ürünlerini, ithal izninde belirlenen amaç ve alan dışında kullanan, satışa arz eden, satan veya devreden ya da bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kabul eden, nakleden veya bulunduran kişi, 4 yıldan 9 yıla kadar hapis ve 7 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

• Suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde ve yararına olarak işlenmesi halinde, bu tüzel kişiye 100 bin Türk Lirasından 200 bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir ve ayrıca tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Biyogüvenlik Yasası, ürünlerinde GDO tespit edilen firmalara ve yetkililerine ağır hapis ve para cezaları getirmesine rağmen, kamuoyuna yansımış mahkeme kararı ve idari ceza bulunmuyor.

GDO’LAR MECLİS GÜNDEMİNDE

Konuyu TBMM gündemine taşıyan CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e ‘Bursa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü elemanlarının piyasa denetimleri sırasında aldıkları Sütlü Tahıl Karışımı bir bebek maması markasının ürünlerinde inceleme sırasında GDO tespit edildiği iddiası doğru mudur?’ diye sordu. Tanrıkulu, Bakan Eker’in yanıtlamasıyla istemiyle TBMM’ye verdiği yazılı soru önergesinde şu soruları sordu:

• Türkiye genelinde kaç kutu GDO’lu bebek maması toplatılmıştır?

• GDO’lu olduğu tespit edilen Sütlü Tahıl Karışımı bebek markasına ait bebek mamalarından Türkiye genelinde kaç adet satılmıştır?

• GDO’lu bebek mamaları gümrüklerden nasıl geçti ve ürünler hangi gümrük kapılarından Türkiye’ye giriş yapmıştır?

• GDO’lu ürünlerin gümrük kapılarından Türkiye’ye girişlerinde görev ihmalinde bulunan sorumlular hakkında yasal soruşturma başlatılmış mıdır ya da başlatılacak mıdır?

• GDO’lu ürünleri ithal eden firma sorumluları hakkında gerekli yasal soruşturmalar başlatılmış mıdır?

• 30 Mayıs 2014 tarihi itibarıyla Türkiye genelinde satılmak üzere piyasalara dağıtılacak veya dağıtılmış GDO’lu bebek mamalarının miktarı nedir?

• GDO’lu bebek mamalarının ithal edilmelerine izin verildiği ve Türkiye’de satıldığı gerçeğinin ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra 29 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazete’de GDO yönetmeliğinde değişiklik yapılarak tüm gıda maddelerinde bebek mamaları da dahil olmak üzere GDO kullanımının serbest hale getirilmesinin gerekçesi nedir?

• Söz konusu yönetmelikte belirtilen “Analiz sonucunda yüzde 0,9 ve altında GDO tespit edilmesi halinde GDO bulaşanı olarak değerlendirilir” ifadesinde geçen GDO bulaşanı tanımlaması hangi bilimsel kriterlere göre saptanmıştır?

• Yüzde 0,9 ve altında GDO tespit edilen tüm ürünler de GDO’lu ürün değil midir?

• Biyogüvenlik Kanunu’nda GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması kesin olarak yasaklanmışken, yapılan yönetmelik değişikliğiyle Biyogüvenlik Kanunu’nun yasaklar başlıklı 5. Maddesinin açıkça ihmal edilmesinin hukuki gerekçesi nedir?

• Bu ürünlerin bebeklerde ciddi sağlık sorunlarına en vahimi de lösemi hastalığına yol açacağı bilinmesine rağmen bebeklerin sağlıklarının hiçe sayılarak Türkiye’de yönetmelik değişikliğiyle satışlarına neden izin verildiği konusunda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı tarafından kamuoyu bir açıklama yapılacak mıdır?

GDO YARAMIZ DAHA DA BÜYÜYOR!

İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Atalık, “Ceza hükümleri bakımından belki de dünyanın en sıkı Biyogüvenlik Yasasına sahibiz. Yasada 12 yıla kadar hapis cezası içeren hükümler bulunuyor. Ancak, yapılan yönetmelik değişiklikleri ile yasa gevşetilmeye çalışılıyor” diyor. Atalık, yönetmelik değişikliğine ziraat mühendislerinin tepkisini şöyle dile getirdi:

“Yönetmelikteki mevcut değişiklikler kapsamında GDO`lu olmayan bir gıdaya yüzde 0,9 oranında izin verilen bir GDO bulaşmışsa bu gıda maddesi evveliyatında GDO`lu olmasa bile bulaşma sonrasında istenirse GDO`lu gıda olarak izin verilebilecek. Henüz onay verilmiş GDO`lu gıda maddesi bulunmamasına karşın, GDO bulaşması çerçevesinde izin verilmesi halinde GDO bulaşanlı gıdalarımız olacaktır. Biyogüvenlik Yasası Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı`na istenmeyen GDO bulaşıklıklarının engellenmesi görevini vermiştir. Oysa yapılan yönetmelik değişikliği ile istenmeyen GDO bulaşmalarına eşik değer getirilerek bir tolerans sağlanmıştır. Bununla halkımızın değil, firmaların tereddüt, eksiklik ve mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmıştır.

Getirilen eşik değer ile işin içine miktar tespit analizleri girmektedir. Bu duruma ülkemizdeki GDO laboratuvarlarının altyapıları henüz uygun değildir. GDO miktarının tespitini sadece dört Bakanlık laboratuvarı yapabiliyor. Yönetmelikteki tanımlamalara göre bulaşanın izin verilen GDO`lardan olup olmadığının taranması gerekiyor. Şayet öyle ise muhtemelen bu dört laboratuvar tespit yapabilecektir. Peki, ya bulaşan izin verilen GDO`lardan değilse? Çünkü bu laboratuvarlar izin verilmemiş ya da dünyada olup da ülkemizde olmayan GDO`ları analiz edebilecek akreditasyona sahip değiller. Bu durumda ya bu GDO`ların miktar analizleri hiç yapılamıyor ve izinsiz GDO ve bulaşanına sahip ürünler ülkemizde cirit atıyor ya da bir şekilde bazıları belki analiz edilmeye çalışılıyor olabilir. Ancak, izinsiz GDO`lar için bu laboratuarlar akredite olmadıklarından yaptıkları analizlerin hiçbir geçerliliği ve güvenilirliliği yok!

Biyogüvenlik Yasası`na göre Biyogüvenlik Kurulu izleme raporlarına dayanarak GDO onayları ile ilgili kararların kısmen veya tamamen iptali ile yasaklama, toplatma, imha ve benzeri yaptırımlara ilişkin kararlarını Bakanlığa sunmakla mükelleftir. Biyogüvenlik Kurulu derhal harekete geçmeli ve Bakanlık da bulaşma kapsamında getirdiği imtiyaza derhal son vermelidir. Aksi takdirde halkımızın değil, Bakanlığın açıklamasında da açık bir şekilde belirttiği üzere sadece firmaların tereddüt, eksiklik ve mağduriyetleri gerçekten giderilmiş olacaktır.”

Hakkında: Süt Dünyası

Bu haber ilgilinizi çekebilir

Faruk Çelik’in süt seyir defteri

Ak Parti’nin reform yapılacak alanlarda görev verdiği bir ismi bakan olarak ataması süt sektöründe yapısal …

Bir Cevap Yazın